Buradasınız: Ana Sayfa > İLÇEMİZ, Tarihçe >


İLÇEMİZ’ Kategorisi

   “ Ala” ve “Alaca” renk. “Uygur-Göktürk Yazıtlarında ve Kutadgu Bilig ile Divan” da Ala, Alak, Alaca Türkçe sözdür. Don, renk, boy, yer adlarının belirtilmesinde kullanılmıştır.”

ALACA: Hunlara bağlı bir Türk kavmi. Baykal Gölü’nün güneyinde yaşarlardı. Çin kaynaklarında bunlardan “Bo-ma” diye bahsedilir. (Bo-ma, alacalı at demektir.) Aynı kaynaklar “Bo-ma”lardan bazen de “O-la-cı”lar diye bahseder (Bu kelime, Türkçe alaca kelimesinin Çince yazılışı olabilir).

Alacalar göçebe bir kavimdi, yüksek karlı yerlerde oturur, at besler, kımız içerlerdi. Öbür Türklerden farklı olarak saçlarını kısa kesmekteydiler. Holanşan, Alaşan… gibi bazı yer adlarının bunlardan kalması muhtemeldir.

ALACA: Orta Asya’da yaşayan ve göçebe olarak hayvancılıkla iştigal eden bu Türk kavmi, bugün Kırgızistan sınırları içinde olan Altay Dağları eteklerinde kendilerine özgü yaşayışlarıyla varlıklarını sürdürmektedirler.

ALACA: Kaşgari’de (Divanü Lûgat-it Türk, B. Atalay, yayını: Barçın) Yolak Barçın tarifi, Alaca ve kutnî tarifine uyar (Karş A. Survey of persion art, yay, poppe. III, 2043). 14. yy’da İran’da Moğol Hanı’na takdim edilen kumaşlar arasında kutnî ( Resala-yi Falakiyya, 137-a ) vardır. Moğol döneminden sonra 13.yy’dan beri Hindistan, İran ve Türkiye’de tüketimi çok olan ipek-pamuk karışımı bir grup kumaş çeşidine “kutnî” ve “alaca” denir.

Osmanlı tereke ve gümrük defterlerinde 15.yy’dan beri “alaca” adı altında bir çok çeşit kumaş buluyoruz; Mısır alacası, Şâmî alacası, Yezdî alaca, Hindî alaca, aneberî alaca, Manisa alacası, Tire alacası, Kaşan alacası, Dapul (Hint) alacası, alaca basma, divar izarî.

Alaca”dan bir çok eşya yapılırdı: Alaca kaftan, alaca heybe, iplik alaca kaftan, alaca çarşaf, alaca minder, alaca kilim, alaca atlas, mak’ad (minder), alaca peşgir. İstanbul’da alaca satıcıları, ayrı bir hifret (lonca) halinde örgütlenmişlerdi. Evliya Çelebi döneminde (Cilt I. S.616) Tire, Şam ve Hint alacaları meşhurdu. Atlas veya kemha kaftan yerine ucuz bir kaftan çeşidi alacadan yapılıyordu. Giyecek ve ev döşemesi olarak alaca kumaşın tüketim alanı pek genişti. Alaca, Hindistan’da bu adla meşhurdu. Alaca, Asya’da İndonezya’dan yakın doğuya kadar uzanan geniş bir sahada yaygın “ikat” denilen kumaş grubu içinde incelenmektedir. Bu kumaşların özelliği, ipliğin dokunmadan önce yer yer boyanıp, dokumanın deseni bu iplikle sağlanır. Türkiye’de makaslı ve taraklı denen bu tekniğin menşe-i eski çağlara kadar izlenmektedir.

Bak. A.Bühler, Le technigue de 1’kat les Cahiers de Ciba, III. 36, s.1218-24; Şahin Yağan Türk El Dokumacılığı İst. 1978, 11-28: D Chevailler,” Les tissus dikates d’Alep et de Damas”, Syria, xxxıx, 1962, 300-324) Alaca-i Buruç ( Pamuk-ipek karışımı ) Sahib alaca, Keşmir alacası,Alaca-i Ahmed-abâdî (Hindistan’da Ahmed Abad bir şehir), Alaca-i Mav ( Mhaw, bir şehir )… vb

ALACA: Yer adları olarak ülkemiz sınırları içinde Alaca (Çorum), Alaca (Erzurum), Alaca dağ (dört tane farklı bölgelerde olmak üzere), Alacahan (Sivas), Alacahöyük (Çorum-Alaca’nın bir beldesi), Alacami (Afyonkarahisar)… vb bulunmaktadır.

ALACA: Hüseyinova/Hüseyinabâd/Alaca, Çorum-Yozgat yolu üzerinde 50-52. km’de yer alan şirin bir ilçedir. -1 “Alaca”, “Ankara ilinin Yozgat Sancağı’na bağlı küçük bir kasaba” olarak tanımlanıyor. Önceleri bucak olan ve Hüseyinabâd olarak Alaca 1919’da ilçe yapılmıştır. Alaca belediyesi 1920’de kurulmuştur. 7-2 Alaca, XIV.yy’la ait bir belgede, Hüseyinova’da aynı adı taşıyan bir köyden söz edilmektedir.

Ancak Hüseyinabâd yöre ismi olarak kalırken “Vakıf sınırlarının tesbit edildiği anlarda Alaca adına rastlanılmaktadır” XIX ve XX. yy’larda Hüseyinova yöre adı yerine nahiye ve bucak adının tanımlanmasında Alaca adı resmiyet kazanmıştır.” “ALACA” adı 1932’de resmiyet kazanır.

 

MİLAT VE ÖNCESİ DÖNEM  

“Eskiçağ”da, ilçe merkezinin bulunduğu alan, Kiebert Haritasında “Etonia” olarak geçmektedir.” Görüldüğü üzere bölgemiz yerleşim olarak dört bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Daha evvelinde Hattilerin ülkesi olarak bilinen alan içinde yer alır. Ancak, Hattiler hakkında kesin ve yeterli bilgilere sahip değiliz. “Kalkolitik (Bakır-Taş) çağını yerleşmenin yoğunlaştığı dönem olarak görüyoruz.”En belirgin örneklerini ilçemizin Alacahöyük (Bugün Horamözü) beldesindeki büyük höyük, Eskiyapar Köyü’nün önceki yerleşim alanı, höyükler oluşturur.Bunların dışında Büyükhırka Köyü’nde Kıplanpınarı Höyüğü,Küçükhırka’da , İnin Deliği, Gavur Deresi Höyüğü, Yatankavak Köyü’nde iki tümülüs,Karlak’ın güneyinde kırk basamak, Dedepınar Höyüğü, Kızıllı Höyüğü, Hışır Köyü Höyüğü, Yağlıçal Höyüğü, Kapaklı Köyü’nde Ak Höyük, (Aktoprak Höyüğü), Akpınar Köyü Höyüğü, Küçük Dona–Körpınar Köyü arası Zindan Höyüğü), Miyanesultan Kale Höyüğü, Çikhasan Pazarlı Höyüğü, Tutluca (Pazarören) Höyüğü, Kabil’deki Kartal kaya Zindan ve Sur Kale Höyüğü, Bahçeli Höyüğü, Kalecikkaya Kale Höyüğü, Dereyazıcı Gücahman Höyüğü… gibi hatta Çomar Köyü’nde Culfalık Kayası olarak bilinen kaya mezar karşısı (Batı yönde) Höyüğü Beşiktepe Köyü’nün doğu yönünde oturum alanında höyüğü, Gerdekkaya Köyü Kale Höyüğü, Kalınkaya Çatal ağıl höyüğü Köyü’ndeki tapınak ve sunak,Kalehisar Köyü Kale Tepesi’ndeki tapınaklar ve sunaklar Alaca merkez olmasa bile çevresinin tam bir tarih hazinesi, kısa ve farklı bir değişle açık hava müzesi durumundadır. Ancak bu tarihi kıymetin yağmacılarca yok edilmeden gün ışığına çıkarılması ülkemizin, ilçemizin genç nesillerin faydasına, hizmetine sunulması gerekmektedir.

 

Hitit’lerin Siyasi Tarihi

Eski imparatorluk (M.Ö. 1660-1490)

Hitit devletinin kurucusu I.Tuthaliya’yı takiben bu dönemin ünlü hükümdarları, 1.Labarna, 1.Hattuşil, 1.Murşili, 5.Telepinu, karanlık dönem için dört hükümdarı takiben (Aruwanda, 2.Tuthaliya, 2.Hattuşil, 3.Tuthaliya) Şuppilüliuma’dır.b) Yeni Krallık Devri (M.Ö. 1400-1200) Bu dönemde ise Şuppilüliuma, II. Murşili, Muvattali, III. Hattuşili (Mısırla yaptığı meşhur Kadeş Antlaşması’nı kuvvetlendirmek için kızını II. Ramsesle evlendirdi. Mısır’a Damadını ziyarete gitti. Bu andlaşma sonunda Kuzey Suriye Hititlere kaldı.) IV. Tuthaliya, II. Şuppilüliuma Hitit Devleti’nin sonu oldu.c) Geç Hitit Şehir Devletleri ( M.Ö. 1200-700) Bu dönem başlangıcında (M.Ö. XIII. yy’ın sonlarına doğru) Ege göçleri şiddetlendi. Hitit, Mitanni, Kasit Devletleri yıkıldı. Anadolu’da Firig ve Urartu Devletleri kuruldu.

Güney Anadolu ve Kuzey Suriye’de birçok Hitit şehir devleti görüldü. Kargamış (Ceraplus), Tabal, Melid (Malatya), Hilakku, Que (Killikya), Gurgun (Maraş), Sam’al (zincirli), Sakçagözü (Keferdiz) vb. Asur Hükümdarı III. Tiglatplesar (M.Ö. 746-727) Geç Hitit Devletşehir devletlerinin çoğunu haraca bağladı. II.Sargon M.Ö. 721-705 buraları Asur vilayeti haline getirdi. Alacahüyük, Kral Mezarları, Aslanlı Kapı, aslan sfenksleri, tapınak, sunak, III.II ve I. kültür dönemlerinin izleri ve incelemelerde çıkartılıp Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen takriben 4000’nin üzerinde eser bulunmuştur.

FRİGLER DEVRESİ

M.Ö. 1200 ile M.Ö. 676 yılları arasında egemenlik kuran Frig yerleşmelerini Çorum ilinin Boğazköy, Alacahöyük, Eskiyapar, Kalınkaya, Demirci Höyük, Kalehisar, Çikhasan Pazarlı Höyük ve önceki bahiste anlatılan Eski Çağ Demir Devri klasik demir çağlarındaki bulguların elde edildiği merkezlerde görüyoruz.“Alacahöyük, Pazarlı’da bulunan yazıtlar dışında, Kalehisar’da Kale olarak bilinen yüksek kayalığın üzerinde, Kybele sunağında da Frig Yazıtları’na rastlanır. Kalehisar’daki sunak, çift başlı arkalığı ile Midas kentindeki Kybele-Attis taht sunaklarının çok benzeridir.”

Yapılan kazı çalışmaları sırasında üst tabakalarda elde edilen bulguların çokluğu ve Frig’ler dönemine ait olması Frigyalıların Kızılırmak kavisi içinde geniş bir alana yayılıp yerleştiğini uzun süre bölgeye egemen olup “Kimmerler’ler tarafından Çorum ve çevresindeki Frig kentlerinin teker teker yağmalandıktan sonra iz bırakmadan çekip gitmiş olmaları” belli bir kültür meydana getirdiğini, ancak Kimmer’lerin istilasıyla hakimiyetin el değiştirdiğini ortaya koymaktadır. M.Ö. 7.yy’ın sonu, 6. yy’ın başlarında Frigya’nın zayıflamasıyla batıda Lidyalılar, Anadolu’nun doğusu (Doğu Anadolu) İran’ın batısı üzerinde Med’lerin etkisini güney den de Asurluların baskısını görmekteyiz. Bunu Perslerin takip Anadolu’yu paylaşılamayan bir alan olarak veya çok sayıda devletlerin sahip olmak istediği, hükümranlık sağlamaya çalıştığı verimli zengin bir alan olarak göstermektedir.

OSMANLI DÖNEMİ  

 


Beylikler ve Selçuklular dönemi içindeki doğudan Anadolu’ya göçte yaşanan kargaşa Türkmen boylarının Anadolu’da sürekli yer değiştirmesine ve onu daha iyi tanımalarına yol açmış, Türkmen boyları kendi güvenlikleri için beslenme, hayvancılık, tarım için uygun gördükleri kışlak ve yaylaklara yerleşerek yurt edinmişlerdir.

Bu yurtlanmada, bulundukları yerleri mensup oldukları boylarının, beylerinin, kahramanlarının veya yerleşim alanının özelliklerine göre uygun gördükleri kendi kültürel özelliklerinin etkisiyle adlandırmışlardır. Çorum il merkezi ve köylerinde olduğu gibi Hüseyinabâd (Alaca) merkez ve köylerinde de yerleşme adlandırmayı, açık olarak görebiliyoruz. Daha önceki araştırmacıların, Hüseyin Abâd (Alaca) yerleşiminde “Mamalu” aşiretini tek boy gösterdiği gibi hataya meydan vermeden çevreden merkeze doğru bir kuşatma ile örnekleyecek olursak; Çepni (Çöplü-Alaca), Bozdoğan (Alaca), Maraşlı (Alaca), Beydili (Büyük Söğütözü-Alaca), Yaparlı (Eskiyapar-Alaca), Kızıl (Kızıllı-Alaca), Kızkaraca (Alaca), Kargın (Alaca), Koyunlu (Koyunoğlu –Alaca), Alamaslı (Alaca), Avşar Divanı (Alaca), Eymir Çayı (Alaca), Dedekargın (Camili-Alaca).

Alaca (Hüseyinova) merkezde, ilk yerleşim bölgede yaşayan Rumlara ait ancak Türkmenlerin gelip yerleşmesi kendi kültürlerini yaşatmaya çalışmaları, yer adlarını değiştirmeleri, yeni adlar koymaları, çoğalmaları, Rumların değişime uğramasına bölgeyi bırakarak çekilip gitmeleri sonucunu beraberinde getirmiştir. Merkezde Rumlar yaşarken gelen, Türkmenler Maraşlı, Mamalı, Karakeçili, Ceritli, Dedesli, Hırka, Gündoğdu, Avşar, Bayburtlu, Dulkadirli… vb. Her bir boyun kendi içindeki oymakları konar göçer yaşarken göçe katılmayıp yerleşik hayatı seçenler tarafından üç mahalle şeklinde karşımıza çıkar.

1. Maraşlı Bölgesi: Maraşlı Parkı çevresi
2. Büyük Maşatlık: (Meydanlıktan, Ziraat Bank, Hükümet konağı, Dumlupınar, Sebze Hâli).
3. Küçük Maşatlık: Yerleşim eski mezarlığın yeri, asıl maşatlık M. Akif İlköğretim Okulu’nun yeri ve devam eden yamaç ile Afet evlerinin bulunduğu mahaldir.

1300’lü yılları takiben ovadaki su ve bataklık alanlar arasında en uygun yer bugünkü Ayhan Mahallesi’nin yeridir. (Cedid-i Sultaniye) adıyla tapu ve ip kayıtlarında mevcuttur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Hüseyinabât’ın (Alaca) mahalleleri, Ayhan, Günhan, Yıldızhan, Oğuzboy adlarıyla; daha ileriki zamanlarda Denizhan, Özhan, Cengizhan, Cumhuriyet mahalleleri olarak adlandırılmışlardır. Bu izahat bize gösteriyor ki Türkler, yurt edindikleri yerlere kendi kültür değerlerinin izlerini, isimden başlamak üzere her varlığa işliyorlar.

Bölgenin sosyal yapısında belirgin gruplaşmalar tespit edilmiştir. Bir grup belirli bölgelerde yurt tutmuş Türkmen ve Moğol oymaklarını içerirken; ikinci bir grup bazı kaleleri etraflarındaki kasaba ve köylerle birlikte ellerinde tutan ve ikta sahibi olan eski Danişmendiye sülalesine ait asilzadeler ve aynı şartlarda Moğol kumandanlarını içermektedir. Üçüncü grup ise köylerde yaşayan çiftçiler ile şehirlerde yaşayan ve ticaret ya da bağ-bahçe işleriyle uğraşanları yahut vakıf müesseselerinden geçinenleri içermekteydi.”

Örneğin, “Bu sosyal yapı üzerine 1341’de Moğol Emirlikleri’nden Alaattin Eretna tarafından Eratna Beyliği kurulmuştur. (1335 yılında Ebu Said Bahadır Han’ın ölümü üzerine İlhanlıların son Anadolu Valisi Şeyh Hasan İran’a giderken Alaattin Eratna’yı vekil bırakmıştır.) Merkezleri Sivas-Kayseri olmak üzere iki tane olup ayrıca Moğol umumi valilerince “Rum Vilayeti” olarak yönetilen Amasya, Tokat, Çorum, Develi Karahisar, Ankara, Zile, Canik, Ürgüp, Niğde, Aksaray, Erzincan .

“Hüsamettin Timur’un 1243 Kösedağı savaşı sonrası Çorum ve Osmancık çevresinde kontrolü sağlayıp Kalehisar Temurlu’ya yerleşip imar faaliyetinde bulunması yazılıdır. Yöredeki “Hüsemiye Medresesi ve Hamam Harabesi” “kale kalıntıları” bunun en güzel örnekleridir. Kalehisar Temurlu, 1300 tarihinde bayındır bir kentti. Tabuoğlu adındaki kişiye ait düzenlenmiş bir vakfiye suretinde; “… Medene-i Karahisar Demirli (Temürlü ) de, Hüsameddin Medresesine gerek bu kasabada Kain Dekâkin (Dükkanlar) ve gerek Hüseyinabâd kazasında baki bir çok malikhane(nin) “ayrıldığı” kayıtlıdır.”

“Yine 1362 tarihi Şucaaddin bin Taybu’ya ait Hüccet-i Şer’riyye’de ise “Sincan nam Saru Bey köyünde kain bütün müştematlı (içine alan) ile çiftliği Çorumlu nahiyesine tabi Çarık ve Yenice çiftliğini Geyve Köyü’nün yarısını ve Kot yolunun dörtte birini Karahisar Temurlu’ya tabi İnce öz köyünün yarısını, Ecilce ve Köpelce köylerinin yarısını Zile Kadılığı’na tabi Hüseyinabâd’ın Kızkaracalu divanın hepsini ve Acemi ve Kördek köylerinin dörtte birini, Alaca’lar karyesinin (köyünün) yarısını, Hamillerden Maada Ağca kışla, Hüseyinabâd’a tabi Kınık, Kellik Divanı’nın hepsini, Tutaş Hasır Kavağı, Paydökin, Pınarbaşı, Sorgun ve Konyacığaz, Ambarcık ve Arıcık ve Çorum’a bağlı Kınık’taki arazilerini” vakfeylediği yazılıdır.”

“1363 tarihli Hüsameddin Bey’e ait olan vakfiye suretinde özetle, Gerdekkaya hududu, Hışır Boğazı’ndan Derekoyağı deresine kadar olan bölge ile uzun belek, gökören köyünün tamamı, yağlı köyünün tamamı, Tomaktaş ve İğdeli Dere Beşir Köyü’nün tamamının vakfa ait olduğu görülmektedir.”

“665/1266M tarihinde Karahisar kasabasında hüküm süren Hüsameddin Timurtaş, aynı tarihli vakfiyesinde medreseye arazi vakfetmiştir ve belki de bu nedenle yapı Hüsamiye Medresesi olarak anılmaktadır. Vakfedilen arazi göz önüne alınınca, Karahisar Demirli kazasının o zamanki genişliği anlaşılmaktadır.

Zaten burada yürütülen kazılarda medreseden başka Kervansaray ve hamam da ortaya çıkmıştır. Eğer bu yapının bir Kervansaray olduğu görüşü benimsenirse 14. yy’da Çorum’un batı ve doğusunda geçen iki anayolun bir ara yolla bağlandıkları düşünülebilir. Karahisar Demirli Kadısına 993/1585 M. tarihinde gönderilen bir hükümde kadının medresede değil handa oturması gereğini bildirmektedir ki bu da her iki yapının bu tarihte işlerliğini koruduğunun kanıtıdır.”

CUMHURİYET DÖNEMİ  

XVIII. yy’ın sonlarına doğru (1792’ ye) Çorumlu Süleyman Fevzi Paşa’nın merkeze gönderdiği maruzatında zikredilen eşkıya sayısı ve olayları hayli kabarıktır. Bunlardan birkaçı; “Öldükoğlu Hasan, Çikoğlu Hasan, Akbıyıkoğlu Mehmet, Mehmet ve İvazoğlu İsmail… gibi. Sancak beyi Yusuf Paşa, bunları tedip edemediği için Osmancık yöresinde himaye görmüşlerdir.”
XIX. yy’ın başlangıcında yapılan ilk iş, ayanların nüfuzunu kırmaktır. Sened-i İttifak bunun bir örneğidir. Kabakçı Mustafa İsyanını takiben merkezdeki II. İsyan Alemdar Mustafa Paşa’ya yönelik “Bab-ı Ali Baskını” yeniçeri isyanıdır. Bu durumu taşra olayları takip eder. Yakın çevremizde ilk gelişmeler “Osmancık kadısının Karaören Köyü yakınlarında beş nefer tarafından soyulması, İskilip’te Hacı Bekir’in zorbalığa başlaması ve Çorum’a sürgün edilmesi, yine İskilip çevresinde Topçuoğlu Ahmet ile Kürt Mustafa’nın yeniçerililik iddiaları, 1826’da Osmancık Voyvodası’nın oğlu İbrahim’in bir takım eşkiyayı başına toplaması köyleri yağma ve talan etmesi, Göbeloğlu Ahmed’i de yanına alarak” çevresine büyük zarar verir.

“Mütareke döneminde Çorum’un Rum çetelerinden çok geleneksel olarak Anadolu’da sık sık görülen çetelerin baskısını görmesidir. Yunan Kızılhaç gemileri ile Rum Pontus devletini kurmayı amaçlayan Rumlar silahlanarak örgütlenmişler ve birbirleri ile bağlantıyı sağlamışlardı . Çorum’da az sayıda Rum bulunmasına rağmen Hazaraki başkanlığında merkezi İstanbul’da olan Sulh ve Selamet Cemiyeti’nin bir şubesi kuruluyor ve bu cemiyet Rum Pontus Cemiyeti ile ilişki kurmaya çalışıyordu. Hatta bu cemiyet içinde üç Türk de yer alıyordu. Samsun civarında büyük bir milis grubunu kumanda eden, Pontusçu Rum “General Anonya”nın etkileri Çorum’un kuzeyini tehdit ediyordu.”

Asıl çevremizde ise örneğin; 80 kişilik Kördede çetesi Çorum ile Dersim arasında faaliyettedir, bugünkü Ortaköy kazasının Karahacib köyünü basıp devletin aşarını sakladığı zahire ambarını yarıp köylüye dağıtmıştır.” İlaveten Büyük Dona, Tutaş, Tutluca, Camili, Karamahmut’ta çeşitli faaliyetlerde bulunmuş. Alaca’da kapıaltı (çavuşluk) görevi yapan Çerkes İdris’i Karamahmut’ta şehit etmiştir. Asıl mesken edildiği İskilip Kozluören İbik Deresi Mevkii’nde bir baskınla Çorum Mutasarrıfı Süleyman Sami Bey kuvvetlerince sıkıştırılır. Kördede ve yirmibeş kişilik avanesi oracıkta öldürülür. Çorum’da halka teşhir edilir. Bölgede bir başka eşkıya da Musa Çavuş ve çetesidir. Bunları Dört tepe taraflarında Esat Çetesi Harami boğazında “Yırtma” namı ile ün salmış çete ve eşkiyalar takip eder. Bu kargaşa dan yararlanıp “Bulanık suda balık avlamak” gibi bir fırsatçılık içine giren ve Alaca’nın köylerinden olup gündüz ormanlık alanlarda ve kendilerini koruyan köylerde, saklanıp geceleri Elicek deresinde, Küre ve Hatap yöresinde yol kesip adam soyan Kara Eyup, Tilik Mehmet, Şor Gazi, Ciritçi Hasan ve Ciritçi Ziya…vb. ismini ve köyünü belirtmediğimiz birçok şahıslar vardır. Çorum Mutasarrıfı Süleyman Sami Bey’in çabalarıyla birçoğu “tenkil” edileceklerdir.

“Süleyman Sami Bey’in mutasarrıflığının sona erdiği 5 Nisan 1919’a kadar Çorum yöresinin asayişi en düzenli kesimidir. İşgal kuvvetlerinin Samsun’da, Merzifon’da müfrezeleri olmasına rağmen Çorum’da böyle bir müdahale söz konusu değildir.”

“Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağa Osmancık, İskilip, Sungurlu, Mecitözü ilçeleri bağlı olup Alaca bucak merkezidir. Ankara Valisi olan Muhittin Paşa, saltanat taraflısı olan Çorum Valisi Samih Fethi ile işbirliği halinde Milli Kurtuluş hareketine cephe almakta idi. (Çorum ve Kastamonu hadızatında milli davaya muhalif merkezler değildi. İstanbul hükümeti, buralara kendisine sadık kalmış vali, mutasarrıf ve bir alay kumandanı ile hakim olmaya çalışıyordu.)

Mustafa Kemal, Havza’da iken 20. Kolordu Komutanı olan ve Ankara’da bulunan Ali Fuat Cebesoy’la görüşmek üzere Havza’ya davet etti. Gelirken kimliğini saklamasını uygun gördüğünü belirtti.”
“Ali Fuat Paşa Ankara’dan hareketinin ikinci günü yol rotalarını değiştirerek Sungurlu-Çorum – Merzifon yolunu (Tosya-Osmancık-Merzifon yolunu bırakıp) uygun görerek 16-17 Haziran günü Çorum’a gelmiş ve Müezzinoğulları’nın evinde misafir olmuştur”

“Çorum’da bir gece misafir kalan General Ali Fuat Paşa, o gece memleketin ileri gelenlerinden bir kaçı ile görüşür, bilgi alır ve yurdun içinde bulunduğu tehlikelere işaret eder ve Ankara Valisi Muhittin Paşa ile Çorum Mutasarrıfı’nın tutumunu beğenmediğini bildirir.” General Ali Fuat Cebesoy, Amasya’da M. Kemal Atatürk ile görüşüp Millî Kurtuluş Hareketi’nin en önemli belgesi olan (Amasya bildirisi) ni imzaladıktan sonra Çorum – Alaca – Yozgat yoluyla 26 Haziran 1919”da Ankara’ya dönmüştür.”

“23 Temmuz 1919 Erzurum kongresi tamamlandıktan sonra Sivas Kongresi hazırlıklarına geçilmişti. Ancak İstanbul hükümeti, etkili olduğu yerlerde Sivas Kongresi’ne delege seçilmesini engellemeye çalışmıştır. Ankara Valisi Muhittin Paşa, Ali Fuat Paşa’nin gayretlerine rağmen Sivas Kongresi’ne delege seçilmesini önlemişti. Ankara’nın sancaklarında ise Ali Fuat Paşa etkili olmuş, bu yörelerin delegeleri Sivas’a gitmişti. Çorum da bunlar arasındaydı.

Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi’nin engelleme çabalarına rağmen Mehmet Tevfik Efendi ve Sabıkzâde Abdurrahman Dursun Bey delege olarak Sivas Kongresine katılmışlardır. Mehmet Tevfik Efendi (Ergun), medrese eğitimi görmüş bir din adamıdır. Malatya’nın Yeşilyurt (Çırmıktı) ilçesinde doğmuş, Konya ve Kayseri’de medrese eğitimi görmüş 1906’da Çorum’da Kürt Hacı Mustafa Efendiden icazet almış, 1909’da Mecdiye Mektebi (İstiklal İlköğretim) ne öğretmen olmuştur. I.Cihan Savaşı’nda, Çanakkale ve Sina cephelerine gitmiş, madalyayla ödüllendirilmiştir. 1919’da terhis olduğunda teğmen rütbesinde bulunuyordu. Sivas Kongresi’ne delege seçildiğinde, Reşadiye ilk okulu öğretmeni idi.” ek olarak şunu söyleyebiliriz: Delege görevini tamamladıktan sonra 1921 yılında Ankara tarafından Alaca’ya müftü tayin edilmiş, 1929’a kadar Alaca’da 1929’dan 10 Haziran 1961’e kadar da Çorum’da müftülük görevi ifa etmiştir. Milli Mücadelenin destekçisi bu müftüyü rahmetle anıyoruz).

Sivas Kongresi’ni takiben II.Amasya görüşmeleri, Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelmesi, yurt genelinde yapılan seçimler sonucu temsilcilerin bir kısmının Ankara ile görüştükten sonra Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni açmak üzere İstanbul’da toplanmaları, 12-28 Ocak Osmanlı Mebusan Meclisi çalışmaları, Misak-ı Milli kararlarının yayınlanması ve 16 Mart 1920 İstanbul’un resmen işgali, 19 Mart 1920 Millet Meclisi’nin basılması. Ankara ile irtibatın kesilmesi karşı önlemleri: (Osmanlı Mebuslar Meclisi’ne üye olarak Embiyazâde İsmet Bey, seçilmiş İngiliz baskınından kurtulmuş ve deniz yoluyla bir geminin yük ambarında saklanarak Samsun’a gelmeyi başarmış. Oradan da Çorum üzerinden Ankara’ya ulaşmış yeni T.B.M.M çalışmalarına katılmıştır.)

“Talimatnâme gereğince Çorum’da da seçimler yapılmış, Büyük Millet Meclisi için beş kişi seçilmiştir. Bu beş kişi Ferit Bey (40 yaşında Kastamonu Defterdarı) Fuat Bey (37 yaş Mülkiye Müfettişi), Haşim Bey (44 yaş Davavekili), Mumcuzâde Sıddık Bey (40 yaş. Çiftçi. Mecitözü Belediye Başkanı) ve Dr. Atıf Beydir. Doktor Atıf Bey, “Kanaati siyasiyesine uygun bulunmadığından” mebusluktan istifa etmiştir. Seçimde bu beş kişiden sonra gelen iki kişi de mebusluğu kabul etmediğinden üçüncü sıradaki Sabıkzâde Abdurrahman Dursun Bey (48 yaş idadi öğretmeni Sivas Kongresi delegesi) 23 Nisan 1920’de TBMM’i açıldığında Çorum’un 5 mebusu bulunuyordu. 21 Temmuz 1920’de Embiyazâde İsmet Bey (Eker) de katılacaktır.

(Not: Başkan Vekili sıfatıyla Embiyazâde İsmet Bey (Eker), Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı seçildiğinde T.B.M.Meclisi’ne Başkanlık ederek tarihi kanunların çıkmasını sağlamıştır.) Tüm yaşanan olay sırasında Çorum Mutasarrıfı Semih Fethi Bey’in Ankara Valisi Muhittin Paşa ile Sivas Kongresi’ni önleme çabalarının sonuçsuz kalmasından sonra görevlerinden alınarak Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye’ye teslim edilerek cezalandırılmışlardır.

Bunlara ek olarak Çorum’da Dr. Atıf Bey ile Kadife Oğlu Abbas’ın ayaklanma hareketi milli mücadele taraftarlarınca sezinlenip çabuk kırılmıştır. Çaresiz kalan Dr. Atıf Bey ve Kadife oğlu Abbas, kiraladıkları bir faytonla Samsun’a oradan da deniz yoluyla İstanbul’a ulaşmayı başarıp padişahla Çorum temsilcisi olarak görüşmeyi başarıp dördüncü rütbeden birer mecidi nişanı ile taltif edilmişlerdir.” “Çorum’daki hürriyet ve itilafçıların girişimleri başarısızlığa uğrarken, Zile ve Yozgat’taki girişimleri oldukça önemli karışıklıklar yaratacaktır. “

“Bu sırada Zile’deki halifeciler, Avukat Ali Bey’in elebaşılığında ayaklandılar. Bunun üzerine süvari binbaşısı Hilmi Bey komutasındaki iki dağ topu ile takviyeli Çorum Müfrezesi, 3 Haziran 1920’de Zile’ye gönderildi ve bir af çıkarıldı. Bunun üzerine ayaklanmada bir yatışma görülmeye başladıysa da Postacı Nazım ve arkadaşları 6-7 haziran gecesi Zile’yi basmışlardır.

Çorum Müfrezesi’ni kaleye çekilmeye zorladılar. 3. Kolordu Komutanı Selahattin Bey’le Yarbay Cemil Cahit (Toydemir) Bey komutasındaki 5. Tümeni Zile’ye gönderildi. Zile sırtlarına yerleşen tümen 8 Haziran’da ilerlemeye başladı. Buna karşılık kaledeki Çorum Müfrezesi teslim olunca halifeciler ilçedeki müdafaa-i hukukçuların evlerini yağmaladılar. Müftüyü, ilçeye kaymakam yaptılar. 5. Tümen Komutanı da Mecitözü, Merzifon, Amasya, Turhal Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinden yardım istedi. Tümen kumandanı, ilçe ahşap binalardan oluştuğundan top ateşinin doğuracağı zarardan kaçınmak için temkinli davranıyordu. Yıldızeli Müfrezesi’nin de katılmasıyla Zile’ye yürüdü. Deveci Dağı’ndaki çatışmada halifeci güçleri dağıtarak 12 haziranda Zile’ye girdiler.

Zile’den kaçanlar (12 Haziran 1920) Alaca’nın Kapaklı ve Sultan köylerinde bulunan Çapanoğullarına katıldılar. Köylülerin hayvanlarını aldılar, Alaca üzerine yürüdüler. Bir yönetim oluşturdular. 14 Haziran 1920’de ayaklanma Yozgat’a sıçradı.

“Yozgat’taki Hürriyet ve İtilaf Partisi başkanı olan Çapanoğlu Edip Bey ile kardeşi Celal Bey, Ankara TBMM’ne daha seçimler sırasında karşı vaziyet almışlardı. Yozgat Müdafaa-i Hukuk Heyeti, Ankara’ya gidecek temsilcileri seçmek için mutasarrıfın odasında bir toplantı düzenliyorlar, bu toplantıya gelen eşraftan ileri gelenler arasında Edip ve Celal Bey’lerde bulunuyordu. Seçim konusu üzerine konuşulurken Edip ve Celal Bey’ler söz alarak, “Böyle şey olmaz, seçim emri Kanun-i Esasiye göre hukuku hazreti padişahîdir. Biz buna razı değiliz” demişlerdir. Yozgat Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin sert cevabı üzerine seçim yapılmıştır. Çapanoğlu kardeşler toplantıyı bırakmışlar ve 30 imzalı bir telgrafla Ankara’ya “Bir meclis toplanmasının padişah arzusuna ve kanunlara aykırı olduğunu bildirmişlerdir.”

“16 Mayıs 1920’de Çapanoğulları Yozgat’ta bir at yarışı düzenlediler. Bu yarışlara gelen Hacı Bekir, Zileli Musa, Osmaniye köyünden Meşeci İdris ve arkadaşları, Çapanoğlu Edip Bey’in evinde misafir edildiler. Yapılan gizli toplantıdan sonra köylere dağılarak Ankara aleyhine propogandalarına hız verdiler. Yozgat’ta bir hareketin hazırlanmakta olduğu Ankara’ca öğrenilmişti. Ayıntap bölgesindeki Kuva-i Milliye Müfrezesi kumandanı Kılıç Ali Bey Ankara’dan aldığı emir üzerine 1 Haziran’da Yozgat’a gelmiş, Akdağ Madeni, Boğazlayan’ı dolaşıp 10 kişilik bir milli kuvveti müfrezesine katmıştı ama, Yozgat’ta bir şey yapamaz durumda idi.

Genel Kurmay Başkanlığı Çapanoğullarının Ankara’ya gönderilmelerine karar vermişti. Kılıç Ali Bey, Çapanoğulları’nın evlerinin çevresine askerler yerleştirmişti. 7 Haziran 1920’de Çapanoğulları’nın tutuklanmaları kararı verildiğinde, Çapanoğulları’nın eski bir dostu olan Ankara Vali Vekilinin haber vermesi üzerine Çapanoğulları kaçtılar.” “Bunun üzerine isyan genişlemeye başladı. Boğazköy, Hamit (Keskin) ve Yenihan da ayaklanmalara katıldılar. 9 Haziran 1920’de Yozgat’ta sıkı yönetim ilan edilerek başına da tümen komutanı yetkisiyle Kılıç Ali Bey getirildi. Niğde’deki 11. tümenin 33. alayını Kayseri’deki taburu da yardıma gönderilmiş ve tabur 11 Haziran’da Kılıç Ali Bey’e katılmıştır.

“13 Haziran’da şehri kuşatan Çapanoğulları, 14 Haziran’da şehre girmişlerdir. Kılıç Ali Bey’in kuvvetleri dağılmış kendisi Boğazlayan’a çekilmiştir. Buradan gönderdiği raporda 60 atlıdan başka güvenilir kuvvet olmadığını, iki topla takviye edilmesi gerektiğini ve ancak Çerkez Ethem kuvvetleri Yozgat’a yürüdüğünde ona katılabileceğini bildiriyordu.”

“Çapanoğlu Celal Bey Boğazlayan’da Kılıç Ali Bey’e gönderdiği mektupta amaçlarının Mustafa Kemal Paşa’yı yakalamak olduğunu, bunun için Kırşehir Mebusu Rıza Bey’le haberleşmeye çalıştıklarını, yakında Ankara’ya yürüyeceklerini bildirmesine rağmen başkaldırı Ankara yönünde değil, daha çok Çorum’a doğru gelişiyordu. 16 Haziran 1920’de Çapanoğlu Halit Bey önceleri Alaca’yı işgal etti. Ayaklananlar Akdağ Madeni’ni işgal ettiler. İşgalciler, Sivas Kongresi’ne katılan Hacı Tatlızâde Bahri Bey’in evine ve hükümet konağına çıkmışlar, Hapishaneden mahkumları çıkararak kendilerine katmışlar, Kaymakam Tahir Bey ile Askerlik Şubesi Başkanı Sivaslı Binbaşı Ahmet Beyi Sorgun’un Alişar köyünde kurşuna dizmişlerdir.

Küre istikametinden Alaca’yı savunmak için gelen kuvvetler, Çapanoğulları’nın 800 kişilik süvarisi karşısında dağılıyor. Alaca, 16 Haziran 1920’de ayaklananların eline düşüyor. Bundan sonra Çapanoğulları’nın kuvvetleri Çorum’a 15 km uzaklıktaki köylere kadar girmişler ve gözcülerini Hatap Boğazı’na kadar göndermişlerdi. (Yozgat’ta ayaklanmanın yayılması üzerine Zile yöresindeki halifeci güçlerin faaliyetleri yine artmıştır. 15-16 Haziran gecesi Artova, Çamlıbel karakolları basılmıştı. Yıldızeli karakolu baskına uğradı.)

“Çorum, Alaca’nın asilerin eline geçmemesi ile ilgili tedbirler almaya çalışırken, Alaca Nahiye Müdürü Asaf Efendi, Çorum Mutasarrıflığına şu bilgileri verir: “Şimdi Arapseyfi karakolunda silahsız kaçıp gelen jandarmanın ifadesine göre Halit Bey’in 20 kişilik bir kuvveti karakolu basarak 1 jandarmayı şehit, diğerlerini esir etmişlerdir. Halit Bey’in kendisi nahiyenin Sincan, Arapseyfi ve diğer köylerden cebren aldığı kuvvetlerle Gerdekkaya köyüne girerek halkı tehdit ile kendisine iltihaka davet eylemekte ve gönderdiği 4 şaki de Bolatçık köyünden cebren adam çıkarmaya çalışmaktadır. Nahiye merkezinde, bir süvari 3 piyadeden başka kuvvet yoktur. Şimdi itimada şayan kimselerle hükümette toplanıp nahiye merkezinin müdafaası çarelerini aramakta isek de asilerin köylerdeki teşebbüs ve cüretlerine karşı mukavim bir kuvvet yetiştirilmesi ehem ve elzemdir, ve halkın kuvve-i maneviyesi de bu şekilde düzenlenecektir. Halit Bey kuvvetine karşı nahiye merkezinde kuvvet tedâriki imkansızdır. Mühim bir müfrezenin şimdiden hareketine emir verilmesine arz ve istirham eylerim.”

“ Alaca Nahiye Müdürü Asaf Efendi, asiler Alaca’ya girmeden halkı asilere karşı birliğe davet ediyor, durum hakkında bilgi veriyor. Çorum mutasarrıfına verdiği bilgide, nahiyenin imkanları ölçüsünde 20 ile 30 arasında silahlı gönüllü tedarikli kavviyen memuldur.” Diyor. Ancak bu savunma gücü hiç oluşturulamıyor. Büyükcamili köyünden Garip Bey ve Kızıllı köyünden Veli Ağa ile temasa geçmesine rağmen hiçbir sonuç alamaz.

“15 Haziran’da telgraf hattı açılır ve Çorum Mutasarrıfı Alaca’dan durumu öğrenmeye çalışır. Ancak Nahiye Müdürü Asaf Efendi ortalarda yoktur. Belediye Başkanı Behçet Efendi (Durukan), Yozgat’a yarım saat uzaklıkta bulunan asilerin Alaca’ya yada Sungurlu’ya gireceklerini haber alan nahiye müdürünün Alaca’dan ayrıldığını söyler. Şube reisi de verilen bilgiyi doğrular. Ve şunları ekler: “Dünkü tabur kumandanı maiyeti ile Arapseyfi köyü civarına hareket etmişti, bugün alessabah maiyeti ile merkeze uğrayarak Yozgat’ın asiler tarafından işgal edildiğini, müdüre haber vermesi üzerine müdürde iki araba ile ailesi ile birlikte Çorum’a hareket etmiştir. Jandarma takım kumandanı Mustafa Efendi, burada kalmış ise de tabur kumandanı jandarma efradının kısmı azamını alarak Çorum istikametine gitmiştir. Burada kalan jandarmalar da silahlarıyla beraber firar etmişlerdir. Ahalinin telaşta ve yağmacılıktan korkmakta oldukları maruzdur” Bu durum üzere, Çorum’dan Alaca’yı asilerden korumakla görevlendirilen 15 kişilik müfreze, nahiye müdürü ile gerisin geriye Çorum’a dönmüştür.”

Behçet Efendi, ikinci telgraf görüşmesini yapar durumu bildirir. 15 Haziran akşamı Çorum’dan Alaca’ya sevk edilen Çorum Müfrezesi ( Tabur kumandanı 15 piyade ve 5 süvariden oluşan) yola çıkar. 16 Haziran çarşamba günü öğle sonu Alaca’ya ulaştığında, Alaca’nın asilerin elinde olduğunu öğrenir, ihtiyatla Harhar köyü istikametine çekilirler. Telgraf hattı yeniden çekilir.

Gelişen olayları yakından takip eden Ankara, Alaca’nın da işgali üzerine harekete geçerek Yunalılara karşı Eskişehir’de hazırlanan Çerkez Ethem’i Ankara’ya, o sıralarda Çerkeş’te bulunan Albay Refet’e çekilen telgrafla, “Yozgat düştükten sonra Çorum ve Çankırı’nın da düşmesi muhtemeldir. Bunlar da düşerse fesat genişlemiş olur. Çerkeş’te toplanan kuvvetlerle Çankırı’ya hareket lazımdır. Ne vakit hareket edeceğinizi bildiriniz.” talimatı verilir. Talimat üzere Çerkez Ethem 18 haziran akşamı, Çolak İbrahim kuvvetleri, 19 haziran akşamı Ankara’da toplanabileceklerdir.”

17-18 Haziran Cuma (Ramazan bayramının ilk günü) Çapanoğlu Halit Bey adamları ve taraftarlarıyla (Örükaya ve Fakılar köylerinden kendilerine katılanlarla) Alaca’ya girer. Yeni Camiye (Şıhlar Camii) yeşil bayrak çekilir. Taraftarlar tekbir ve tevhidlerle Halit Bey’e refakat edilir. Nahiye ye gelen Çapanoğlu Halit Bey padişah adına idareye el koyar. Karslı Hafız’ı Nahiye Müdür Vekilliği’ne, Uzun Osman’ı da (Kapıaltı) Jandarma Başçavuşluğuna atar. Halkla konuşur. İkna yolu ile Zile üzere sefere çıkılacağı için maddi yardıma ihtiyaçları olduğu duyurulur.

Halkın duyarsız davranması üzerine şiddet ve baskıya başvurulur. Şehrin ileri gelenlerinde Kuvva-i Milliyeci (kongreci) olarak bilinenlerden 12 kişi hükümet konağının alt katındaki odalara hapsolunur. Bunlardan bir kaçı, (Mamalı Süleyman, Sarı Hamdi, Reji (Ambar memuru) Asım Efendi, Asımoğlu Bekir Efendi, Ahmet Efendi, Kayışoğlu Rıfat, Erzurum’lu Hakkı Efendi…gibi) isimler. Bununla iktifa etmeyen asiler Akşamdan itibaren Kayışoğlu’nun mağazasını yağma ve talan ediyorlar.

Sabah olunca 19 Haziran 1920 Cumartesi günü Halit Bey kuvvetleri ile birlikte Zile’ye gitmek üzere yola çıkıyorlar. Harhar köyünde üstlenen müfrezeye, merkez komutanı Yüzbaşı Ahmet ile Dr. Tevfik Bey ve takviye ile sayıları 40 kişiyi geçer. Bu arada Çorum Mutasarrıfı liderliğinde ikinci bir kuvvet (yaklaşık 75 kişi ve 6 araba erzak) Alaca’ya hareket eder. Önce Küre’de duraklar haber alırlar, Asilerin Alaca’dan çekildiği yönünde. İbrahim Köyü’nde ikinci defa soruşturmadan sonra Alaca (Demirci köprüsü yanında -şimdiki eski mezarlık- üç çingene çadırının bulunduğu) istikametine ilerlerler. Çingeneler kendilerinin üzerine geldiklerini zannederek ellerindeki silahları, Çorum atlıları üzerine ateşlemekle çatışmayı başlatmışlar. Çorum müfrezesi pusuya düşürüldükleri kanaatiyle kısa sürede dağılır. Nahiyede silah sesleri duyulmasıyla Çapanoğulları taraftarları harekete geçer. Kekeç Mehmet (Hacı Osman oğlu) haberi Karahacib köyü yakınlarındaki Halit Bey’e iletir. Halit Bey, kuvvetleriyle geri döner. (üç koldan Hışır-Sapmaz-Kızıllı üzerinden) Alaca’ya girer. Çorum müfrezesi ile Yelderesi (bugünkü İbrahim köyü güneyi Kazan Mevkii’nde) tabur kumandanı binbaşı Nedim Reji Asım oğlu Bekir Efendi, Alaca Askerlik Şubesinden 1 jandarma şehit olurlar.

“Tahsildar Daldaloğlu ise kaçtığı Kızkaraca köyünde linç edilir. Çorum müfrezesine daha sonra katılan Yüzbaşı Ahmet Bey ile jandarma süvari Çavuşu başlarına dipçikle vurularak şehit edilmişlerdir. Esir düşen jandarmalar, propaganda maksadıyla Halit Bey tarafından serbest bırakılmışlar. Mutasarrıf emrindeki kuvvetler Alaca’daki çatışmayı duyunca dağılır. Mutasarrıf 20 Haziran pazar günü Çorum’a ulaşır tedbirlerini artırır.

“Ali Fuat Paşa tarafından ikna edilerek Ankara’ya gönderilen Ethem Bey, 19 Haziran 1920’de (70 subay, 2100 er, 13 bin hayvan, 4 topluk bir dağ bataryası, 1 sahra topu, 8 makinalı tüfek gücü ile) Genel Kurmay Başkanlığı’nca verilen emir gereği isyan bölgesine hareket etti.” “19 Haziran 1920 (H 1336) Ankara’da Kuvva-ı Tedibiye Umum Kumandanı Ethem Beyefendiye,

1- Yozgat-Zile mıntıkasında son isyan vaziyeti şöyledir: Akdağ madeni, Yozgat, Alaca mevkiileri isyancıların elindedir. Yenihan, Tokat, Mecitözü, Çorum, Sungurlu, Keskin, Mecidiye mevkileri bizim elimizdedir.
2– İsyan mıntıkasında ve doğrudan doğruya Erkan-ı Harbiye-i Umumiyenin emrinden bulunan kuvvetler şunlardır: 3, 4, 5 ve 6. Maddelerle rapor tamamlanıyor.
TBMM’si Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet”
“Çerkes Ethem’in Kuvay-ı Seyyaresi 20 Haziran’dan Ankara’da hareketle 23 haziran sabahı Yozgat’a geldiler. Sabahleyin şehrin batısından giren Çerkez Ethem kuvvetlerine karşı hilafet ordusu dayanamayarak, doğuya doğru çekilerek Akdağ Madeni yönünde şehri terkettiler. Kentteki Ermenilerde asilere katılmıştı. Çerkez Ethem kuvvetleri, hemen askeri bir mahkeme kurarak 12 kişiyi idam ettiler, bunlar arasında Şeriye Hakimi Hafız Şahap, oğlu Refet, Yörükzâde Hüsnü, Kadı Remzi, Çapanoğlu Mahmut, Vasıf Bey, Tevfikzâde Abdullah Efendi’ninde için de bulunduğu kişiler Çapanoğlu Edip ve Celal, Salih Beyler kaçmışlardı. Ethem Bey, Yozgat’ta 200 kişilik bir müfreze bırakarak 24 Haziran’da isyancıların toplanmakta oldukları Alaca üzerine yürüdü.” “Arapseyfi Boğazındaki Kat’i muharebe :
Çapanoğlu Celal ve Edip Beylerin asli kuvvetleri Yozgat ve Alaca arasındaki tek güzergah olan ve evvelce iyice tahkim edilmiş mevzilerine yerleşmiş kuvvetlerin atılması ve geçilmesi çok güç Arapseyfi Boğazı’nda saf tutmuşlardı. Düşmanın gayesini şöyle tahmin etmişti: Bizi Boğaza doğru çekmek ve meşgul etmek, arkadan da kafi kuvvetleriyle Yozgat’ı elimizden almak… Çünkü eğer bizi Arapseyfi Boğazı’nda sıkıştırırlarsa, başkaca imdat almaktan mahrum olduğumuz için, kendileri ise muhitten daima yardım görebileceklerinden iki ateş arasında eriteceklerdi.Düşmanın planını anlamamışçasına hareket ettim ve asli kuvvetlerimle Boğaz’a doğru yanaştım. Müsademeler bütün şiddetleriyle başladı. Asilerin beklediği fırsatı kendilerine vermiş gözüktüm.

Ne yazık ki bu, iki taraf arasında da çok telefata sebep olan tarz idi. Başka çarem yoktu. Asiler bozulunca bizimkilere ateşi kesmelerini emrettim. Münadiler çıkararak teslim olanların affedileceklerini bildirdim. İsyancıların sayısı, tahmin edildiğinin çok üstünde idi. Çapanoğlu Edip ve Celal Beylerin kaçabilecekleri tek yolu kasden tıkamamıştım. Uzun yayla istikametinde olan bu yolu, açık bırakmamın sebebi, isyanın elebaşılarına buradan harp yerini terke ümit bırakmak idi. Nitekim bizler boğazın arkasına sarkarak her tarafı muhasara altında aldığımız zaman Edip ve Celal Beyler bu fırsattan istifade ederek kaçmışlardı…

Çok sıcak bir gündü muharebe akşama kadar sürmüştü. Burada “muharebe” tabirini kullanmış olmam çok tabi görülmelidir. İki taraf da top, makinalı tüfek, bombalar kullanıyordu. Bilhassa asiler cömertçe mermi kullanıyordu. Tahmin edildiğinden çok malzemeye sahip oldukları anlaşılıyordu.

Arapseyfi Boğazı’nın yamaçları yüzlerce, evet yüzlerce ölü ile dolu idi. Yaralıların iniltileri etrafı doldurmuştu. Sıhhi kudretimiz pek mütevazi idi. Buna rağmen elimizden geleni yapıyorduk. Hücumlar çok şiddetli olmuş, kesif ateş içinde iki taraf tahmin edilebileceğinden çok zayiat vermişti.”

25 Haziran Cuma günü iki saatlik bir top ateşi sonrası Çerkez Ethem kuvvetleri Alaca’ya girmiştir. Sungurlu-Boğazkale üzerinden tekrar Arap seyfi de kardeşleriyle buluşan Halit Beyler Aziziye’ye (Pınarbaşı) çekilmişlerdir. 24 Haziran günü meydana gelen Arapseyfi çatışmasından haberdar olan Alaca’da kimse tertibat alma cüretini gösteremez. Ancak nahiye müdür vekili, Kapıaltı çavuşu ve arkadaşlarından bazıları saklanırlar. Bunlardan Örükayalı Resul Hoca ile Nahiye Müdür Vekili Karslı Hafız arasında bir pusula ile haberleşme olduğu ileri sürülmekte ise de aslı yoktur. Hadisede de istememezlik ve fesatlık esastır. Jandarma Çavuşu (Kapıaltı) Uzun Osman, Yağlı Çallı Ömer, Hacı Ali ve yanlarındaki nahiye içindeki Abbas Çavuş’un değirmeninde mevzilenirler. Ancak müsademe sonrası şehre giren kuvvetlerce ismi zikredilen üç kişi orada öldürülür, diğerleri kaçarlar.

Çerkez Ethem Bey ve kuvvetleri, 25-26 haziran günleri Alaca’da kalır. Halktan ve ileri gelenlerden alınan şikayet ve ihbarlar üzerine birçok kimse toplanır ve hapsedilir. Belediye Başkanı Behçet Efendi araya girer. Bir çok kimsenin kurtarılmasında etkili olur. Ancak Resul Hoca, Örükaya’dan Alaca’ya getirilip ayaküstü muhakeme ile idam edilir. Karslı Hafız’ın büyük oğlu İhsan, Dayısı Ahmet Bey’in gözü önünde, Hacı Mahmut’un ağabeyi Gazi Kardeşinin gözü önünde, Sarı Mehmet’i, Kazan Ahmet’lerin Hüseyin Çavuş’u sorgulama sırasında öldürürler. Yakınları şiddetin korkusundan hiçbir şey yapamaz ve söyleyemez. Yakalanamayan ve elebaşı olarak ileri sürülen şahıslardan Karslı Hafız’ın evi yakılır, birikintisine el konulur. Kızıllılı Veli Ağa ve Alaca’dan Osman Kahya, Yakup Efendi, Fakılarlı Molla Aziz’in evleri yakılmıştır. Çapanoğlu tarafları dağılmış, Halk sinmiş şiddet ve infaz şok etkisi yapmıştır. Herkes artık Milli Hükümet ve Kuvay-i Milliye yanlısıdır.

“Cemal Kutay’ın eserinde Çerkez Ethem Bey’in kendi anlatımıyla; Zile’ye kadar bütün isyan sahası, yedi günde temizlendi. Her yerde yeni yeni hadiselerle karşılaşarak ve çoğu yerde oldukça çetin mukavemetleri kırarak, isyan yuvalarını temizledik. Sekiz gün süren harekattan sonra çok sayıda malzeme elde etmiş ve bütün havalide sükûnu temin etmiş olarak Yozgat’a döndüm. Arapseyfi başarımız ehemmiyetini kavrayan, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’dan çok hararetli bir tebrik ve teşekkür telgrafı aldı. Bu telgrafta Çorum’da bulunan Rafet Bey’e Zile’de bulunan Cemil Cahit Bey’e, asi döküntülerini toplamak için emir verildiği bildiriliyordu. Yer yer döküntüleri kalan artıkları tasfiye etmesi hususunda Cemil Bey’e lüzumlu malumatı verdim ve kendisinden avdetime kadar neticeler hakkında izahat aldım. Alaca eşrafından, alevilerin tarikat şeyhi Dede Garip Bey’in isyanla alakası olduğu hakkında ihbarlar almış fakat bu zatı mahkemeye verdirmemiştim. Mahalli akisle mülâhaza etmiştim.”

28 Haziran Pazartesi 1920 (1336) Alaca’da iken Kemal Paşa’dan kutlama telgrafı alan Çerkez Ethem müfreze (200 er kişilik ayrı iki grup halinde) oluşturmak için kumandanlarından Yüzbaşı Ethem (İzmirli) ile Çakır Efe’yi Alaca’dan bırakır. Ayrıca Büyük Camilili Dede Garip Dedekargın ve oğlu Hüseyin Gazi’den teçhizatlı 400 süvari ister. Çorum Mutasarrıfına bilgi verilir. İkinci bir haberleşmede ise Kalehisarlı Zekeriya Efendi’nin memur edildiğini aynı köyden Ahmet Ağa’nın da yardımcı olacağını bildirir, Ancak Çorum Mutasarrıfı ve Rafet Paşa, bu durumu hoş karşılamazlar. (Sebep: Kısa sürede halktan çeşitli şikayet ve yakınmalar alınmıştır)

Müfreze oluşturma çalışmalarında, baskı, şiddet, dövme, yaralama, yakma, soygun ve kurşuna dizme olayları görülmüştür. Abartılı da olsa kulaktan kulağa aktarılmaktadır. On gün kadar Yozgat’ta kalan Çerkez Ethem 9 Temmuz 1920’de Yozgat’tan hareketle Ankara’ya ulaşır. Gönüllü alayı oluşturma çabalarında zikredilen afla tutuklular serbest bırakılır. Ancak ağır hükümlülükler yüklenerek “Eylül ayında hükümetin baskısı üzerine Celal ve Edip Beyler Ankara’ya teslim edilir. M. Kemal, bunlara ceza uygulatmayarak, kendilerini ayrı ayrı yörelerde oturmalarını zorunlu kıldı.”

“Çolak İbrahim kuvvetlerinin iki aylık uğraşmaları sonucu ayaklanan kuvvetler tamamiyle dağılmış, Alaca’nın Karatepe köyünde saklanan Çapanoğlu Halit Bey Amasya Divan-ı Harbi’nde yargılanarak idam edilmiştir.” (NOT: Alaca müfrezesi Çerkez Ethem Bey’in kumandanları İzmirli Yüzbaşı Ethem Bey ile Çakır Efe tarafından (ellerinde Çerkez Ethem’in emri bulunan belge ile) zorlama süretiyle oluşturulmuş ve bu duruma Garip Dedekargın katkı sağlamıştır. Çorum, bu zoraki olaya karşı çıkmıştır. Vatandaş mağdurdur. Ayrıca bu olay Rafet Bey ile Ethem Bey’in aralarının açılmasındaki sebeplerden birini teşkil eder. Ali Fuat Paşa (Garp Cephesi komutanı) komutasında Gediz Muharebesi’nde Alaca müfrezesi görev yapmış. Kuvvetlerimizin geri çekilişinde 150 kadar asker cepheden kaçarak kaçak durumuna düşmüştür. Çerkez Ethem’in buradaki tutumu, ayrı bir inceleme konusudur.) Alaca, Milli Mücadele (Kurtuluş Savaşı’na)’ye küçümsenmeyecek boyutta iştirak etmiş. Türkiye genelinde ki şehit sayısı, yaklaşık 36 bin 500 iken Çorum ilçeleri ile birlikte 1516 şehit vermiştir. Alaca, bu toplamda 102 şehit ve 125 İstiklâl Madalyası ile kendi yerini almıştır.

Cumhuriyetin ilanı ile Alaca’da da yeni bir dönem başlamış oldu.

– SOSYAL YAPI –

İlçemizde  94 köy vardır. İlçe merkezinde 7, Alacahüyük beldesinde 4, Büyükhırka  Beldesi’nde 2, Çopraşık Beldesi’nde de 2 mahalle mevcuttur. Küçükcamili Köyü, 17 nüfusu ile ilçenin en küçük, Sarısüleyman Köyü, 2630 nüfusu ile ilçenin en büyük köyü konumundadır.

İlçede 230 aile kütüğü, 280 bin künye kaydı mevcut olup bunlardan yaklaşık 155 bin kişi, yaşayan nüfusu oluşturmaktadır. Bu nüfusun yaklaşık %40’ını 0-18 yaş grubu, % 42’sini 18-65 yaş grubu ve % 18’ini de 65 yaş üstü insanlar oluşturmaktadır. İlçemiz nüfusuna kayıtlı kişilerin büyük çoğunluğu, ilçe dışında ikamet etmektedir. Bunların 35 bin kişi kadarı da yurtdışında oturmaktadır.

2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı’nda ilçe merkezi 24.983, belde ve köyler 28.210  ve toplamda 53.193 kişidir. Yaz aylarında ilçe dışında yaşayan nüfusun çoğunluğunun çeşitli nedenlerle ilçeye gelmesiyle İlçe nüfusu 35 bin kişiyi bulmaktadır.

Alaca, ilk kurulduğunda Maraşlı bölgesinde yer alan birkaç haneden ibaretti. Çevreden ve dışardan alınan göçlerle Ayhan Mahallesi başta olmak üzere kurulan yeni mahallelerle, nüfus itibarı ile hızla çoğalarak bugünkü durumuna kavuştu. Köyden şehre göç edenler, köyleriyle de irtibatlarını koparmadılar. Köyden getirdikleri ile şehirden öğrendiklerini bir arada yaşattılar.

Halk arasında görülen ufak-tefek kavgalar uzun olmayan bir zaman içerisinde yerini dostluklara bırakır. Özellikle Ramazan ve Kurban Bayramları öncesi ve sonrasında küsler mutlaka barışır. Bu durum neredeyse gelenek halini almıştır. Mübarek günlerde barışmayanlara iyi gözle bakılmaz.

Alaca halkının büyük çoğunluğu, birkaç işi birlikte gerçekleştirir, hem memurluk, hem çiftçilik, hem de zanaatkarlık gibi. Bu durum da birçok ailenin nispeten ekonomik yönden rahat yaşamasını ve gelir düzeylerinin artmasını sağlamaktadır. Esnaflar genellikle birbirlerinden etkilenme yoluyla işyeri açarlar. Buna en güzel örnek, aynı iş kolunda çok sayıda iş yerinin bulunmasıdır.

Halkın günlük ekmek tüketiminin büyük çoğunluğu eski usullerle adına açık ekmek denilen yufka ekmekle karşılanmaktadır. Ancak ilçe fırınlarında hazırlanan ve halkın çarşı ekmeği ekmeği dediği ekmek de son yıllarda önemli ölçüde tüketilmektedir.

Her ne kadar televizyonun her eve girmesiyle biraz azalsa da yine de uzun kış günleri evlerde komşu, hısım-akraba ziyaretleri yapılır. Bu uzun geceler çeşitli oyunlarla renklendirilir. Mısır patlatılır, helva yapılır, kavurga kavrulur, hedik kaynatılır, oyunlar oynanır. Bu şekilde hem soğuk ve uzun kış geceleri değerlendirilir hem de dostluk, komşuluk ve akrabalık pekiştirilmiş olur.

Ataerkil aile yapısının çoğunlukla görüldüğü Alaca’da, baba-oğul, dede-torun bir arada yaşamaktadır. Son zamanlarda bu aile yapısı yerini çekirdek aile yapısına (baba, anne ve çocuklar) bırakmaktadır. Aile fertleri zaman zaman ekonomik yönden birbirlerini desteklemektedirler. Bu destekleme, bazen ödünç, bazen de karşılıksız olmaktadır.

Büyükler daima sayılır ve yeri geldiğinde ailenin geneli üzerindeki ağırlıkları hissedilir. Gerektiğinde büyüklere danışılır. Bazı ailelerde gelin kayınpederinin yanında yüksek sesle konuşmaz, çocuklarını büyüklerinin yanında kucağına almaz ve bu davranışlar bir saygı ifadesi olarak kabul edilir. Bu olaya “ Gelinlik etme” denir.

Yörede erkek egemenliğine dayanan bir toplum yapısı vardır. Tarımla uğraşan erkekler, yazın tarlalarda bağ-bahçe işlerinde çalışarak, kışın da kahvehanelerde zamanlarını değerlendirirler. Bunda işsizlik ve iklim özellikleri (Kış mevsiminin ve gecelerin uzun olması vs.) önemli rol oynamaktadır.

Kadınlar daha ziyâde ev işleriyle meşguldür. Tarımla uğraşan ve muhtaç durumda olan ailelerde hanımlar tarla işlerine de çalışmaktadırlar. Kadınların bazısı da aile ekonomisine yaptıkları el işleri ile katkıda bulunmaktadırlar. Son yıllarda kadınlar, resmi ve özel işyerlerinde çalışma hayatına girmiş ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanma noktasında önemli adımlar atmışlardır.

Modern hayatın getirdiği yeni davranış biçimleri Alaca’daki aile hayatını da derinden etkilemiştir. Özellikle bu değişiklik, kadınların giyim tarzında da etkisini göstermiş ve yöresel kıyafete sahip olan bayanların giyim tarzı, son yıllarda önemli ölçüde değişiklik göstermiş ve daha modern bir kıyafet tarzı ilçede yaygın hale gelmiştir. Küçük bir Anadolu ilçesi olduğu için sosyal hayat sınırlıdır. Bakıldığında ilçe halkı içine kapanık gibi görülür. Aslında  öyle değil, yeniliklere açıktır. Resmi bayramlarda ve özel günlerde  düzenlenen törenlere, balolara ve her türlü toplantılara büyük oranda katılımları ile dikkat çekmektedir.

Evlilikler genellikle görücü usulüyle  olmakla  beraber anlaşarak evlenenler de vardır. Kız tarafınca talep edilen aşırı miktarda ziynet takısı, ev eşyası ve başlık parası yüzünden, özellikle köylerimizde az da olsa kız kaçırma olayları görülmektedir.

İlçede kayıtlı nüfusun büyük çoğunluğu ilçe dışında yaşamaktadır. Başta Çorum, İnegöl, Ankara ve İstanbul olmak üzere yurdun değişik il ve ilçelerinde binlerce Alacalı yaşamaktadır. Bunun yanında, yurt dışına en çok göç gerçekleştiren ilçelerin başında Alaca gelmektedir.

Yurt dışına ilk gidenler, zamanla yakın ailelerini ve akrabalarını da yanlarına  götürmüşlerdir. Nüfusunun, yaklaşık olarak 30 bin kadarının yurt dışında yaşadığı tahmin edilmektedir. Yaz aylarında ilçe dışında yaşayanların çeşitli nedenlerle geçici olarak gelmesiyle, ilçe nüfusu 35 bin kişiye ulaşmaktadır.

İlçe merkezinde 6000, belde ve köylerde ise 4800 adet konut vardır. Daha önceleri kerpiç ve ahşaptan tek katlı ve bahçeli konutlar  yapılmaktaydı. Halen köy evlerinin çoğu bu şekildedir. Günümüzde ise evler yerini, yavaş yavaş betonarme ve kagir olarak tek katlı veya apartman tipi konutlara bırakmaktadır.  Son yıllarda şehrin imar durumu, büyük ölçüde modern şehircilik ölçülerine uygun olarak gelişme göstermiş olup, çok sayıda yeni konut yapılmış ve yeni kooperatifler kurulmuştur. Ayrıca soğuk günlerin çok ve sert olması dolayısıyla eski ve yeni konutlarda, hızlı bir şekilde kalorifer sistemine geçiş yapılmakta ve konutlarda güneş enerjisinden istifade etmek için ısıtma sistemleri kurulmaktadır.

İlçemizde kamu kurum ve kuruluşlarına ait yeterli sayıda lojman  olmaması ve köylerden göç alması neticesinde  kiralık eve olan talebi daha da artırmaktadır.Bu da ev kiralarının Türkiye geneli üzerinde seyretmesine neden olmaktadır.

Ekonomi, tamamen tarıma dayalı olmakla birlikte son yıllarda sanayiye yönelen tesisler de  açılmaktadır. İlçede yaklaşık on adet un fabrikası, bir adet yem fabrikası, vardır. Ayrıca  ilçede  birkaç tane mobilya  üretimi yapan  imalathane de mevcuttur. Bu işyerlerinde yaklaşık iki yüz kişi  ailesi ile beraber  geçimini sağlamaktadır.Ayrıca, doğrudan İngiltere’ye mal üreten bir konfeksiyon atölyesi  de mevcuttur.

İlçede hayvancılığa büyük önem verilmektedir. Birkaç büyükbaş hayvan besleme çiftliği ve bir de tavuk çiftliği bulunmaktadır. Bunun yanında köylerde hemen hemen her evde küçük-büyükbaş birkaç hayvan  ve kümes hayvanları yetiştirilmektedir.

COĞRAFİ YAPI –

İlçemiz, Karadeniz Bölgesi’nin orta bölümünün iç batı kesiminde bulunan Çorum ilinin güneyindedir. Az yüksek, parçalanmış ve fazlaca aşınmış dağ sıraları ile İç Anadolu plâtolarından olan Yozgat Plâtosu arasında, tatlı meyilli tepelerle çevrilmiş, geniş ve büyük bir düzlük olan Hüseyinabad Ovası’nın orta bölümünün en önemli bir geçit yerinde bulunmaktadır.

Güneyinde ve batısında bulunan yer yer parçalanmış ve zamanla oluşmuş platolar ve çok yüksek olmayan dağ sıralarını ve buralara sıkışmış yaylaları görmek de mümkündür. İlçe toprakları yüzölçümü itibariyle 1371 km²’dir. Denizden yüksekliği (Rakım) ortalama olarak 950 metredir. Kuzeyindeki Çorum iline 52 km, güneyindeki Yozgat iline 53 km, batısında bulunan Sungurlu ilçesine, 43 km doğusunda bulunan Aydıncık ilçesine 50 km’dir.

İLÇE EKONOMİSİ –

İlçe ekonomisi büyük oranda tarıma dayalı olup, gelir düzeyi bakımından genel olarak orta gelirli kesim çoğunluktadır. Nüfusun % 90’ı çiftçilikle uğraşmaktadır. Tarımla uğraşan 8500 çiftçi ailesi vardır. Sigortalı ve sendikalı tarım işçiliği ilçede yaygınlaşmamıştır. Tarımda çalışan işçi sayısının 26.000 olduğu tahmin edilmektedir.

İlçe  tarımı,  yaklaşık 2.500 adet traktör ve buna bağlı çeşitli modern zirai aletlerle yapılmaktadır. Tarımda kimyevî gübre tüketimioldukça yaygındır. Her ne kadar bağ, bahçe ve meyvelikler ilgisiz kalmışsa da , son yıllarda mahsullerin iyi olmaması dolayısıyla geçim sıkıntısı çekilmesi üzerine, bahçe ve bağcılığa olan ilgi yavaş da olsa artış göstermektedir. Tarımın yanında hayvancılık da ilçe halkının belli başlı geçim kaynaklarından biridir. Son yıllarda, besicilikte kullanılan girdilerin maliyetinin yüksek olması, büyükbaş-küçükbaş hayvan sayısının düşmesine sebep olmuştur.